Editörler :
09 Ağustos 2010 14:09   


Danıştay 5. Dai.Bşk. Sn. Salih Er'in 17.05.2009 tarihli konuşmasından alıntılar.

Danıştay Beşinci Daire Başkanı Sayın Salih ER?in yaptığı 17.05.2009 tarihli konuşmasından alıntılar,

?Size Danıştayı tanıtmama gerek yok, siz zaten O'nu tanıyorsunuz. Temel hak ve özgürlüklerin korunması, savunma hakk, hak arama özgürlüğü, sosyal güvenlik hakları, memur güvencesi, eşitlik konularında verdiği kararlarla tanıyorsunuz.

Açık konuşuyorum, Danıştay'da bir çok engelle karşı karşıyayız." diyenleri hukukun üstünlüğünü tanımaya çağırıyordu.

Dün bir düş gördüm

Namusun, yalnızca kadınlarda bulunması gereken bir değer olmadığı; kadınlarımızın, genç kızlarımızın töre cinayetlerine kurban gitmediği; Güldünyanın, Şemsenin, nicelerinin adının soğuk mezar taşlarına yazılmadığı, pervasız esintili sabahlarda çocukların örselenmediği;

Irk, renk, etnik köken, uyruk, din, cinsiyet yada cinsel yönelim ayrımının olmadığı; etnik ve kimlik baskısının yapılmadığı;

Yaşı bir gecede büyütülüp idam edilen gençlerin bulunmadığı, "asmayalım da besleyelim mi diyenlerin", devlet büyüğü muamelesi görmediği;

Borsanın, doların, silah, ilaç sanayinin, emperyal güçlerin egemen olmadığı;

Özelleştirme adı altında rant transflerlerinin yapılmadığı, Cumhuriyetin özellikle son yıllarda elden çıkarılan kazanımlarının gerçek sahiplerine, halka döndürüldüğü,

Korku tünelinden özgürlüğün aydınlığına çıkan, sorunlarını demokratik parlementer rejim içinde çözen, hukukun üstünlüğüne inanan bir Türkiye gördüm.

Bu düş Obamanın düşü değil; bizim düşümüz. Ulaşmak uzun soluklu olsa da, bu düşün gerçekleşeceğine ben inanıyorum. Biliyorum ki, sizler de inanıyorsunuz.

Şimdi, bu inancımızı bir kez daha paylaşmak üzere Anıt Kabire, Mustafa Kemal'e gidelim.?

---------------------------------

ATATÜRK?ümüze ve laikliğe bağlılığı ile bildiğimiz sayın Mustafa Yücel Özbilgin?i saygıyla anarız,

Danıştay 5 Daire Başkanı Sayın Salih ER ?Özelleştirme adı altında rant transflerlerinin yapılmadığı, Cumhuriyetin özellikle son yıllarda elden çıkarılan kazanımlarının gerçek sahiplerine, halka döndürüldüğü?nden bahsetmektedir.

Peki biz İFP?liler, kamu bankalarında yıllarca çalışarak gençliğimizi, emeğimizi verdiğimiz bankalarımızın gerçek sahipleri değil miyiz? Acaba gerçek sahipleri, KPSS tabi olmadan dışarıdan alınan ve kamu personeli yapılan torpilli kişiler mi? Ayrıca, 4603 sayılı Yasa öncesi bizler bankacılık eğitimlerimizi bankanın eğitim merkezlerinde aldık, oysa şimdi yeni alınan ve tüm banka personeline yetiştirme eğitimler rant transferlerinin yapıldığı 5 yıldızlı otellerde verilmektedir.

Sayın Salih ER?in başkanı olduğu Danıştay 5 Daire?sinin daha önce vermiş olduğu kararları emsal olarak dava dosyalarımıza sunmamıza rağmen maalesef bu kararlar yokmuş gibi sadece YETKİ unsuru göz önüne alınarak karar verilmiştir. Kamu Bankala?rında İFP yapılan12.000 personelden bir veya bir kaçınına aşağıda belirtilen özellikleri gerçekten yok mu? Kamu bankalarında görev yapan tüm personel acaba İFP yapılan personelden daha kaliteli ve bankacılık deneyimi daha mı fazla?

1) Objektif kritirleri,

2) Liyakat ve kariyerleri,

3) Sicil ve Başarı puanları,

4) Yapmış oldukları görevlerin özelliğine göre kamu yararının korunması,

5) Yabancı Dil bilgisi,

6) İmza yetkileri,

Sizlere en kısa zamanda bizler aleyhine Danıştay 5. Dairesi?nin verdiği kararları buradan yayınlayacağım, bu kararlar incelendiğinde herkes görecektir. Yukarıda belirtilen kriterlerin hiç biri bizler için incelenmeye alınmadığı gibi, 4982 sayılı Yasa doğrultusunda kamu bankalarından talep edilen ve banka yöneticilerin imzaları bulunan gerçek belgeler de bu kararda soyut belge ve varsayıma dayalı görülmektedir.

Amacımız Danıştay 5.Daire Başkalığını değil. Hakimlerin verdiği kararları eleştirmektir. Çünkü, liyakat ve kariyerlerimize ilişkin idare mahkemelerinin vermiş olduğu lehimize kararlar ve bu kararlara temyiz aşamasında nesnel ve nitelikler ölçüsünü koyarak ONAMA veren Danıştay 5. Daire hakimleri, ne olduda Liyakat ve kariyerlerimizi kaldırarak YETKİ yönünden sakat işleme çevirdi bunu anlamış değiliz. Bu nedenle tüm davalarımızı kaybetmeye başladık.

Bizler DÜŞ görmüyoruz gerçekleri hak etmediğimiz acıyı bir şekilde vicdanlardan uzak yaşıyoruz.

1) Önce psikolojimiz bozuldu bu ruhsal çöküntümüz aile düzenimizin bozulmasına neden oldu,

2) Bankada çalışan emsallerimiz rahat bir hayat sürerken (sosyal etkinlikli kurslara, lüks araba ve ev alırken) bizler özel hastaneye dahi gidemez olduk, yakınlarımızın bir röngenini bile çektirmek için saatlerce günlerce devlet hastane kapılarında beklemek zorunda bırakıldık.

3) Kimimiz intihar etme teşebbüsüne girdi,

4) Emsallerimiz çocuklarını özel okullara gönderirken, bizler çocuklarımızı en yakın devlet okullarına göndermek zorunda kaldık. Ayrıca çocuklarımızın masraflarını karşılayamaz olduk.

5) Kaybettiğimiz davaların tüm mahkeme masraflarını ve avukat ücretleri bankadan kredi çekerek ödemek zorunda kaldık, kimimize banka avukatları haciz yolu ile alabilmek için evimize icra getirdi. Bu nedenle komşularımıza karşı şeref ve haysiyetimiz kalmadı.

6) Özelleştirmeye hazırlık adı altında 4603 sayılı Yasa çıkalı 10 yıl oldu, hala özelleştirme yapılamadı, yapılmayacağıda yetkililer tarafından beyan edilmekte, Yönetim Kurulu tarafından verilen krediler hiç incelenmeye alınmadan sanki bankaları dolandıran, zarara uğratan biz İFP?liler görüldü Danıştay 5.Daire hakimleride bu şekilde gördü.

Bizler düş görmek istemiyoruz, haklıyı ve haksızı ayırt edecek, avukatların savunmalarını irdelenerek, dava dosyalarımıza sunmuş olduğumuz belgelerin bir kezde davalı idarelerden isnerek gerçek ve objektif kararlar verilmesini istiyoruz. O zaman MUSTAFA KEMAL?e (ATATÜRK?ümüze) gitmiş oluruz. Çünkü tek yol bu...........

 
ANKET
Sizce, Kurban Bayramı tatili 9 güne çıkarılmalı mı?